“Yabancı güçler Yemen’de üs kurma yarışında”

0
181
views
 İHH İnsani ve Sosyal Araştırmalar Merkezi raporundan:
– “Yemen‘in jeostratejik önemi, Kızıldeniz ve Aden Körfezi ülkelerinde normal olmayan askerileşme ve yabancı güçlerin üs kurma yarışı, bölgede oluşmaya başlayan yeni güç mücadelelerinin yalnız bir tarafını oluşturuyor”
– “Orta Doğu’daki krizlere odaklanılmasına rağmen bundan sonra muhtemelen Aden Körfezi daha fazla konuşulmaya başlanacak”
– “Zira bölgede Suudi Arabistan, İran, BAE gibi bölgesel aktörlerin yanında Çin, Japonya, Fransa, ABD ve İngiltere’nin askeri üs inşa faaliyetlerini, bölgenin geleceği açısından önemli veri olarak kabul etmek gerekiyor” 
 İHH İnsani ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (İNSAMER) raporuna göre, Yemen‘in jeostratejik önemi, Kızıldeniz ve Aden Körfezi ülkelerinde normal olmayan askerileşme ve yabancı güçlerin üs kurma yarışı, bölgede oluşmaya başlayan yeni güç mücadelelerinin yalnız bir tarafını oluşturuyor.

İHH İnsani ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (İNSAMER) araştırma ekibinden Riad Domazeti, “Çöken Devletin Enkazında Barışı Arayan Bir Halk” başlıklı “Yemen Raporu” hazırladı.

Raporda, 2011 yılında Ortadoğu’da özgürlük, siyasal katılımcılık, daha iyi ve eşit ekonomik paylaşım üzerinde başlayan halk hareketlerinin, ocak ayında San’a Üniversitesi öğrencilerinin sokağa çıkmasıyla Yemen‘e de sıçradığı hatırlatılarak, son 8 yıllık çatışma ve gerginlik sürecinde ülkenin ciddi siyasi, askeri ve insani kriz ile karşı karşıya olduğu vurgulandı.

Yemen‘deki mevcut krizin, yerel aktörler ile İran, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile Suudi Arabistan gibi bölgesel aktörlerin yanında, ABD ve Çin gibi küresel ticari hegemonya peşinde olan güçler arasında bilek güreşine dönüştüğü belirtilen raporda, Yemen‘in jeostratejik önemine ilişkin şu bilgiler yer aldı:

“Günümüz ticaret sirkülasyonuna baktığımızda Çin ve Hindistan gibi Asya ülkelerinde üretilen malların çoğunun Avrupa’ya nakli Yemen sahil bölgelerinden sağlanmaktadır. Yemen aynı zamanda dünya petrolünün yüzde 5 civarında geçtiği Bab’ul Mendeb Boğazı’nı teşkil ediyor. Özellikle Orta Doğu petrollerinin Kızıldeniz üzerinden dünya pazarlarına transferinde hayati bir rol oynamaktadır.

Son olarak Çin’in icra etmeye başladığı ve 68 ülkeyi kapsayan ‘Bir Kuşak Bir Yol’ ya da ‘Yeni İpek Yolu’ projesinde de en önemli duraklardan biri Yemen‘dir. Bu durum da bir yandan ABD’nin elinde tuttuğu ticaret hegemonyasını kırmaya yönelik bir hamle olarak okunurken, diğer yandan uluslararası sistemdeki dengelerin çok ciddi anlamda değişikliğe yol açması anlamına gelmektedir. Çin’in bu projeyi gerçekleştirmesi Dubai ve Abu Dabi gibi etkili ticari merkezlerinin ihtişamlarının Hudeyde ve Aden gibi Yemen kentlerine geçme potansiyelini taşıyor. Bu sebepten ötürü Yemen‘de mevcut siyasal kaosta en önemli ve etkili aktörlerin başında Birleşik Arap Emirlikleri gelmektedir. Birleşik Arap Emirlikleri, Yemen‘e ait birçok sahil kentinde hakimiyet kurmuş ve limanlarını kontrol altına almıştır.”

– Arap Baharı’ndan iç savaşa

Yemen devletinin kurucu unsurlarından olan Kuzeyli Ali Abdullah Salih’in, 33 yıl boyunca kesintisiz bir şekilde Yemen‘i yönettiği, 2011 yılında Salih’e karşı başlatılan gösterilerin kısa zamanda, Salih yanlısı grupların sokağa çıkmaları ile neticelendiği belirtilen raporda, bu olayların Salih yanlısı gruplar ile özgürlük yanlıları arasında kısa zamanda toplumsal gerginlik ve çatışmaya yol açtığı ifade edildi.

Arap Baharı’nın getirdiği özgürlük ortamına karşı statükonun korunması amacıyla Birleşmiş Milletler, İslam İşbirliği Teşkilatı ve Körfez İşbirliği Teşkilatı’nın ısrarlı girişimleri sayesinde Salih’in yetkilerini yardımcısı Güneyli Abdurrabu Mansur Hadi’ye devre etmeyi kabul ettiği hatırlatılan raporda, ancak Salih’in uzun yönetim sürecinde kurduğu askeri, ekonomik ve kabilevi ilişkiler sayesinde, ölümüne kadar Yemen siyasal sahnesinde en önemli aktör olarak kalmayı başardığı anlatıldı.

Ülkede tüm olumlu ve olumsuz noktalara hakim olan Salih’in, Yemen‘de tekrar boy göstererek bu defa müttefikleri Suudi Arabistan’a karşı Husiler ile hareket etmeye başladığı ifade edilen raporda, şunlar kaydedildi:

“Husiler ile Salih arasında kurulan bu ittifak etkin bir direnişle karşılaşmadan 2015 yılında başkent San’a’yı ele geçirdi. Tarihsel ve toplumsal bir gerçeğe dayanan Kuzey ile Güney ayırımını derinleştiren bu hadise, Suudi Arabistan önderliğinde oluşan Arap Koalisyonu’nun askeri müdahalesi ile neticelendi. Bu olay Husilere verdiği destekle etkisi artan İran’dan rahatsız olan Suudi Arabistan’da Kral Selman’ın tahta çıkışının hemen sonrasına tekabül ediyor.

‘Kararlılık Fırtınası’ olarak isimlendirilen Arap ülkelerinin askeri müdahalesinin her ne kadar başta başarılı ve prestij getireceği düşünüldüyse de savaşın uzaması üzerine Arap Koalisyonu’nun askeri başarısı kuşku ile karşılanmaya başladı. Güney bölgelerinde İran destekli Husilerin ilerleyişini durdurduysa da, Arap Koalisyonu Husilerin hakimiyetindeki Kuzey bölgelerinde kayda değer bir başarı sağlayamadı. Bu durum başta Suudi Arabistan’ın sınır bölgeleri olmak üzere çevrede güvenlik ve ekonomik anlamda ciddi meydan okumalara sebebiyet verdi. Suudi Arabistan’ın, Yemen savaşında iyi bir askeri stratejisinden yoksun olarak öne sürülmesi orta vadede Güney bölgelerinde ciddi güvenlik riskleriyle karşı karşıya kalması anlamına geliyor.”

Yemen‘de aktörlerin pozisyonları

Yerel, bölgesel ve küresel aktörlerin mücadele alanı haline dönüşmüş Yemen‘in bugün siyasi ve askeri olarak iki ana yapıya ayrıldığı belirtilen raporda, “İran destekli Husiler Kuzey bölgesinde, Suudi Arabistan önderliğindeki Arap Koalisyonu’nun desteklediği Hadi hükümet güçleri de Güney vilayetlerinde hakim konumunda. Bu iki ana grubun yanı sıra, kendi bölgelerinde etkin olan aşiretlerin yerel nüfuz alanları da bulunmaktadır, ancak bunların ülke çapında bir etkisi hissedilmemektedir. Yemen‘de her ne kadar gücü oldukça azalmış olsa da dördüncü bir unsur olarak el-Kaide kontrolündeki bazı küçük bölgelerin varlığı da devam etmektedir.” denildi.

Siyasi ve askeri anlamda Güneyli güçlerin varlığına bakıldığında uluslararası camianın resmi olarak tanıdığı Hadi hükümeti ile Birleşik Arap Emirlikleri destekli çeşitli yerel silahlı grupların yanı sıra, Arap milliyetçiliği ve sosyalist görüşlere sahip Güneyli ayrılıkçılar olarak tanınan irili ufaklı birçok grubun sahada hakimiyet mücadelesi vererek çeşitli farklı amaç ve hedefler çerçevesinde varlığını sürdürdüğü ifade edilen raporda, şu görüşlere yer verildi:

“Aden merkezli Güney bölgesinde etkili diğer bir grup ise Müslüman Kardeşler’e yakın olarak görülen Islah Partisi ve onunla hareket eden yerel komutanlar ve ilgili silahlı güçler. Güneyli gruplar genel anlamda Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin desteği ve yönlendirmesiyle Husiler’e karşı hareket etse de zaman zaman kendi aralarında da ciddi ihtilaflar yaşayarak silahlı çatışmalara giriyor. Dolayısıyla Güney bölgelerini kontrol eden güçlerin tek çatı altında bir birliktelikten bahsetmek mümkün değil.

Yemen‘in güneyinde Arap Koalisyonu’nun desteği ile hakim olan güçler her ne kadar Husiler’e karşıtlığı üzerinde bir mutabakat içinde hareket etseler de yabancı güçlerin kışkırtması ve savaş sonrasındaki pozisyonlarını da düşünerek, aralarında ciddi ihtilaf ve çatışma yaşanıyor.”

İran destekli Husiler’in hakim olduğu kuzey bölgelerindeki kentler içinde başkent San’a ve liman şehri Hudeyde’nin öne çıktığı, Suudi Arabistan sınırına yakın kuzeyde yer alan ve Husi cemaatinin siyasal başkenti olan Saada şehrinin ise Husilerin en etkili olduğu yerler arasında yer aldığı belirtilen raporda, bunların yanında İbb, Amran, Reyma, Zemar, Mahvit gibi yerlerin de tamamen Husiler’in kontrolünde olduğu, başkent San’a’nın bazı bölgeleri bölünmüş durumunda olsa da Husiler’in burada başta Beyda olmak üzere toprakların büyük bölümünü denetimleri altında tuttuğu aktarıldı.

Mevcut durumunda Yemen‘de savaşın birkaç aydır kilitlendiği noktanın ise Hudeyde şehri ve Hudeyde limanının oluşturduğu ifade edilen raporda, Arap Koalisyonu’nun önderliğindeki güçlerin, her ne kadar birçok kez ele geçirmeye çalıştıysa da başarılı olamadığı belirtildi.

Hudeyde Limanı’nın, Yemen savaşının geleceğini belirleyecek en önemli duraklardan biri olduğu kaydedilen raporda, Husiler’in hakim olduğu bölgelere giden gıda, yakıt, ilaç ve hatta İran’dan gelen lojistik ve silahların bu limandan sağlandığı bildirildi.

– Aden Körfezi’nde yeni kriz mi?

Tamamen özgürlük ve insan hakları üzerinde inşa edilen fikir ve verilen mücadelenin, son 8 yıllık sürecin sonunda özellikle bölgesel ve küresel aktörlerin de etkisiyle yerini çatışma ve kaosa bıraktığı vurgulanan raporun sonuç bölümünde, şu değerlendirmeye yer verildi:

“Tam anlamıyla hiçbir zaman kurumsallaşamamış YemenDevleti kurma arayışları, geride büyük bir insani felaket ve enkaz bırakmıştır. Yemen‘in jeostratejik önemi, Kızıldeniz ve Aden Körfezi ülkelerinde normal olmayan askerileşme ve yabancı güçlerin üs kurma yarışı, bölgede oluşmaya başlayan yeni güç mücadelelerinin yalnız bir tarafını oluşturuyor.

Orta Doğu’daki krizlere odaklanılmasına rağmen bundan sonra muhtemelen Aden Körfezi daha fazla konuşulmaya başlanacak. Zira bölgede Suudi Arabistan, İran, Birleşik Arap Emirlikleri gibi bölgesel aktörlerin yanında Çin, Japonya, Fransa, ABD ve İngiltere’nin askeri üs inşa faaliyetlerini, bölgenin geleceği açısından önemli veri olarak kabul etmek gerekiyor.”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here