“Geleceğin kavgası, Afrika’da yaşanacak”

0
123
views
İstanbul Medeniyet Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ahmet Kavas:
– “Afrika’daki darbelerin iç kaynaklı olduğu kadar dış kaynaklı müdahaleler sonucunda meydana geldiğine inanıyorum. Çünkü içeride yaşanan krizlerin bazı ülkeler tarafından çok yakından takip edildiğini ve olayların tahrik edildiğini görüyor, izliyoruz. Özellikle Fransa, bu ülkelerde baş gösteren olaylarda çok hızlı davranıyor, öncü olmak istiyor”
– “Afrika, başta ekonomi olmak üzere siyasi açıdan ciddi bir tartışma, yeni bir rekabet ortamına çekildi. Yakın zamanda Gabon’da da şahit olduğumuz gibi, hassas rejimlerde bu etkiler daha fazla ortaya çıkacak. Geleceğin kavgası, Afrika’da yaşanacak demek mümkün”
– “ABD, Somali’den başlayıp Çad, Nijer ve Mali’yi kapsayan Sahra Altı Afrika’da, büyük sahranın güneyinden geçen ‘Yeşil Kuşak’ üzerindeki bütün ülkelerde asker bulunduruyor. Bu hattı, Hint Okyanusu’ndan, Aden Körfez’inden, Atlas Okyanus’una bağlamak üzere. Afrika’yı fiili olarak 3’e bölmek gibi belki de yakın gelecekte bir hedefleri var”
– “Çok çeşitli taraflar (Afrika’da), Türkiye’yi kendilerine silah veren, birtakım el altı yardımlarla olayları kızıştıran ülke değil, barışın merkezi bir ülke olarak görüyorlar. Çünkü diğer ülkelerle oturdukları masalarda kavganın devamının veya ülkelerinin geleceğinin adeta pazarlandığını görüyorlar”

İSTANBUL (AA) – GÜLSÜM İNCEKAYA – İstanbul Medeniyet Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dekanı ve Afrika Araştırmacıları Derneği (AFAM) Kurucu Başkanı Prof. Dr. Ahmet Kavas, Afrika’daki darbelerin, iç kaynaklı olduğu kadar dış kaynaklı müdahaleler sonucunda meydana geldiğine inandığını belirterek, geleceğin kavgasının Afrika’da yaşanacağını söylemenin mümkün olduğunu ifade etti.

Orta Afrika’nın istikrarlı ülkelerinden biri olan Gabon’da gerçekleşen kısa ve başarısız darbe girişimi, Afrika kıtasında yaşanan askeri darbe girişimlerini yeniden gündeme taşıdı. Afrika’da darbe girişimlerine, sivillerin kötü yönetimi, ekonomik istikrarsızlık, etnik ve dini çatışmalar gerekçe olarak gösterilse de dış müdahale noktasında da ciddi tartışmalar var.

Özellikle eski Fransız sömürgesi olan Benin, Fildişi Sahili, Nijer, Togo, Mali, Gine, Kamerun, Burkina Faso, Ekvator Ginesi, Çad, Gabon, Senegal, Orta Afrika Cumhuriyeti ve Kongo gibi ülkelerde yerel çekişmeler dış müdahaleleri açık hale getirirken, askeri, ekonomik, siyasi alanlarda dışa bağımlılık daha fazla artıyor.

– “Fransa olaya müdahil olur”

Prof. Dr. Kavas, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Afrika kıtasında sömürgecilik döneminden itibaren Fransa ve İngiltere’nin etkin olduğunu, son yıllarda Çin, ABD ve Rusya’nın da buna dahil olmaya başladığını söyledi.

Afrika hakkında en çok bilgi üreten iki ülkenin İngiltere ve Fransa olduğuna işaret eden Kavas, ”Bu iki ülkeye son 50 yıldır Çin, ABD ve Rusya eklendi. 1990’lı yıllarda Afrika’daki varlıklarına ara veren bu ülkeler, günümüzde kıtaya geri dönmüş haldeler. Bugün, Rusya’nın Orta Afrika ve Libya’da varlığı somut bir şekilde görülüyor. Fransa, bugün ekonomik gücünü sömürgecilik döneminden kalma onlarca Afrika ülkesinden elde ettiği kaynaklarla sağlamaktadır. Tabii bunun siyasi, askeri, kültürel ve ekonomik birçok boyutu var. Özellikle kültürel boyutu çok önemli ve ihmal edilmemesi gereken bir konu.” diye konuştu.

Afrika ülkelerinde ortaya çıkan yerel krizlere her zaman dış müdahalelerin olduğunu, bu müdahalelerde ise birkaç ülkenin ön plana çıktığını vurgulayan Prof. Dr. Kavas  şunları kaydetti:

”Afrika’daki darbelerin iç kaynaklı olduğu kadar dış kaynaklı müdahaleler sonucunda meydana geldiğine inanıyorum. Çünkü içeride yaşanan krizlerin bazı ülkeler tarafından çok yakından takip edildiğini ve olayların tahrik edildiğini görüyor, izliyoruz. Özellikle Fransa, bu ülkelerde baş gösteren olaylarda çok hızlı davranıyor, öncü olmak istiyor. Bunun en somut örneğini 2011’de Libya’da, 2013 yılı başlarında Mali’de ve Fildişi Sahili’nde gördük. Afrika’nın neresinde ciddi bir sorun, gerginlik veya savaş varsa Fransa’nın orada öncü bir rol almak için çok ciddi siyasi hamleler sürecine girdiğini gördük. Çad’da, Nijer’de, Afrika’nın neresinde olursa olsun, olayların her sürecinde aceleyle toplantılar düzenlenir ve Fransa olaya müdahil olur.”

Afrika’nın bu süreci 50 yıldır yaşadığını belirten Kavas, “Afrika bunlarla çözüm yolunu bulamıyor. Dolayısıyla Afrika’da giderek büyüyen ülkeler, Fransa’nın ekonomik sorunlarını çözemediğini, yüklerini taşıyamadığını görüyor ve bu nedenle de sorunlarını çözmek için başka ülkelere yöneliyorlar. Bunların başında da Çin geliyor. Çin, 1992-1993 yıllarından itibaren çok ciddi abanmaya başladı. Afrika, Çin’in kıtadaki varlığını önlemekten çok, bu varlıkla birlikte ne kadar etkili olabiliriz hesapları yapıyor.” dedi.

– ”Cibuti’yi bir laboratuvar olarak değerlendiriyorlar”

Prof. Dr. Kavas, Afrika’da ekonomik gücünü ve kendi nüfusunu arttırma peşinde olan Çin’in, ABD’nin artan askeri hamleleri sonrası da askeri gücünü arttırmaya başladığını kaydetti.

Çin’in ciddi anlamdaki nüfusunun ve yatırımlarının güvenliği için, yerel güvenlik güçlerinin yeterli olmayacağı bahanesiyle kıtaya asker çıkardığını ifade eden Kavas, ”Bunun en basit örneği Cibuti’ye asker göndermesi ki Fransa, ABD, İtalya, Almanya ve Japonya gibi birçok ülke, Cibuti’de binlerle ifade edilen rakamlara kadar asker bulundururken Çin, hepsinden fazla askeri bir kitle ile geldi.” diye konuştu.

Kavas, 1 milyar 200 milyon nüfusa sahip Afrika’da nüfuz sahibi olmaya çalışan ülkelerin Cibuti’yi bir laboratuvar olarak değerlendirdiklerini ifade ederek, ”Fransa ne kadar güçlü, ne kadar etkili olursa olsun Çin’in Cibuti’deki varlığını, yatırımlarını önleyemez, önleyemedi de zaten. Çünkü burada ABD’nin ve başka ülkelerin de menfaatlerinin devreye girmesi ile beraber birbirleriyle rekabetleri de başladı.” dedi.

Afrika’nın başta ekonomi olmak üzere siyasi açıdan ciddi bir tartışma, yeni bir rekabet ortamına çekildiğine dikkat çeken Kavas, “Gelecek 10 veya en geç 20 yıl içinde dünyada gıda krizi yaşanacak. İngiltere şimdiden bu konuda en ciddi hazırlık yapan ülke olarak öne çıkıyor. 25 civarında kıta dışından ülke, Afrika’da verimli ve henüz işlenmemiş toprakları kapışmakta. Dolayısıyla geleceğin kavgası, Afrika’da yaşanacak demek mümkün. Yakın zamanda Gabon’da da şahit olduğumuz gibi hassas rejimlerde bu etkiler daha fazla ortaya çıkacak.” değerlendirmesinde bulundu.

– “Elde edilen kar, Fransa menfaatine kullanılıyor”

Prof. Dr. Kavas, Afrika’da yaklaşık 17 ülke rezervinin Fransız Merkez Bankasında tutulduğunu, hatta Paris borsasında işlem gördüğünü, elde edilen karın ise rezerve sahip olan ülkeler için değil, Fransa menfaatine kullanıldığını anlattı.

Sömürge sonrası yapılan anlaşmalardan dolayı bu ülkelerin paralarının halen Fransa Merkez Bankasında işlem gördüğünü belirten Kavas, şu açıklamaları yaptı:

”Fransa ve İngiltere, Afrika’da en çok sömürgesi olan iki ülke. Bunları, 5 sömürge ile Portekiz, iki sömürge ile İtalya, birer sömürge ile Belçika ve İspanya takip ediyor. Fransa’nın Afrika’da yaklaşık 20 ülke üzerinde nüfuzu var. Burundi, Ruanda veya Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Fransız sömürgesi olmamasına rağmen bu ülkelerin Frankofon (Fransızca konuşan) ülkeleri olmasından dolayı Fransa’nın nispi olarak bu ülkelerle bir teması var. 17 ülkenin parası hala Fransız Merkez Bankası tarafından frank olarak basılıyor. İkiye ayrılıyor, Batı Afrika Frankı ve Orta Afrika Frankı. Haliyle bu ülkelerin merkez bankaları, Fransız Merkez Bankasının sadece bir alt birimi gibi. Fransız Merkez Bankası, bu ülkelerin döviz rezervlerinin yüzde 50’sini 2012’den itibaren elinde tutuyor. Paris borsasında günlük işlemde kullanılıyor. Hatta bundan elde edilen kar, rezervin sahibi olan ülkelere değil, Fransa’nın menfaatine kullanılıyor.”

– ”Afrika konusunda dış etkileyici ülke benim, diyor”

Prof. Dr. Ahmet Kavas, Fransa’nın kendi ekonomik gücünü korumak için Afrika ülkelerindeki mevcutlarını sağlam ve güçlü tuttuğunu, bunu yaparken de tabii olarak siyaseti kullandığını kaydetti.

Fransa’nın Afrika’daki mevcudiyetini sürdürmek için iç karışıklıklardan faydalandığına da dikkati çeken Kavas, şu değerlendirmelerde bulundu:

”Özellikle Orta Afrika’daki karışıklık, Çad Gölü havzasında etkin olan Boko Haram, sadece Nijerya’yı ilgilendirmiyor. Fransa ile olan temasları çok yüksek oranda olan Kamerun, Çad, Nijer, Mali, Moritanya, Burkina Faso’yu da ilgilendiriyor. Tüm bu sebepler bir araya geldiğinde yani siyaset, ekonomi, güvenlik, askeri konularda Fransa ‘başat rol bende, Afrika konusunda dış etkileyici ülke benim’ diyor ve bunu her alanda da göstermek istiyor. Fransa bunu sadece istemekle kalmıyor, bununla ilgili çok ciddi bilim üretiyor. Fransa’nın Afrika ile ilgili elde edemediği, kullanamadığı bilgi yok. Sonuçta Afrika’da bir entellektüel birikim var. Artık Afrika’yı, Afrikalılar yapıyor. O Afrika’yı yapan Afrikalılar ile Fransızlar karşılaştığında tabii ki dünün, bugünün hesabını konuşuyorlar ama halen etkileyici ülkenin Fransa olmasını değiştirme uğraşıları henüz yeterli değil.”

– “Afrika’yı fiili olarak 3’e bölmek gibi yakın gelecekte bir hedefleri var”

ABD’nin, Somali’den başlayıp Çad, Nijer ve Mali’yi kapsayan Sahra Altı Afrika’da, büyük sahranın güneyinden geçen “Yeşil Kuşak” üzerindeki bütün ülkelerde asker bulundurduğunu belirten Kavas, “Bu birlikler on binlerce asker değil, az sayıda çok profesyonel, çok teknik. İHA’larla adeta bölgelerin gözetlendiği bir kuşak oldu. Bu hattı, Hint Okyanusu’ndan, Aden Körfez’inden, Atlas Okyanus’una bağlamak üzereler. Böylece Afrika’da sahranın altında kalan bölgeyi, güvenli kuşak olarak oluşturdular. Afrika’yı fiili olarak 3’e bölmek gibi belki de yakın gelecekte bir hedefleri var.” dedi.

Kavas, ”Dünyada her ülke, ya doğrudan ya da dolaylı olarak Afrika ile ilgili politikalar geliştiriyorlar. Türkiye’nin de geliştirmediğini söylemek mümkün değil. Türkiye de Afrika ile ilgili çok iyi bir süreç geçiriyor. Ancak bu sürecin kalıcı ve devamlı yani sağlam olması gerekiyor. Türkiye henüz Afrika’nın iç siyaseti ile ilgilenen bir ülke değil. Türkiye siyasi geleneğinden hareketle ülkelerin iç işlerine karışmaz. Oradaki siyasi dengeleri sarsmak, bir iktidarı götürüp başka bir iktidar getirmek, Türkiye tarihinde görülmemiş bir hamledir.” diye konuştu.

Genel olarak ülkelerin iç meselelerini yine kendi iç dinamikleriyle çözmeleri gerektiğini düşünen Türkiye’nin, yardım istemeleri halinde, Somali, Libya, Yemenmeselelerinde olduğu gibi, yardımlarına koşan bir ülke olduğunu söyleyen Kavas, “Çok çeşitli taraflar, Türkiye’yi kendilerine silah veren, birtakım el altı yardımlarla olayları kızıştıran ülke değil, barışın merkezi bir ülke olarak görüyorlar. Çünkü diğer ülkelerle oturdukları masalarda kavganın devamının veya ülkelerinin geleceğinin adeta pazarlandığını görüyorlar.” dedi.

Somali ile başka ülkeler bir araya geldiğinde “karışıklığı nasıl kullanırız, ülkeyi nasıl parçalarız, bu karışıklığı nasıl legalize ederiz” hesabının yapıldığına şahit olunduğuna değinen Kavas, şunları kaydetti:

“Yani diğer ülkeler, Somaliland’ı en kısa zamanda nasıl bağımsız bir devlete dönüştürürüz hesabı, planı yaparken, Türkiye’nin diplomasi ve siyasi yaklaşımı ise ‘Ülkelerin paylaşılması, parçalanması ülkeye zarar getireceği için, ülkeler kendi iç dinamikleri ile barışı sağlasınlar. Ama bizden bir yardım istendiğinde de her tür desteğe hazırız. Yeter ki bu ülkeler bu barışı sağlasınlar ve birbirleriyle anlaşsınlar.’ şeklinde oluyor. Yani Türkiye, darbeleri teşvik eden ülke değil, bilakis darbelerin ne kadar zararlı olduğunu yaşamış bir ülke olarak darbelerden uzak bir politika izliyor.”

– ”Türkiye insani dramlara seyirci kalmıyor”

Prof. Dr. Ahmet Kavas, Türkiye’nin dış politikasında, bir ülkenin iç işlerine karışmama gibi bir teamül gösterse de o ülkede yaşanan insani dramlara da seyirci kalmadığını vurgulayarak, sözlerini şöyle tamamladı:

”Türkiye, bir yerde insani bir dram varsa, ‘buna seyirci kalayım, beni iktidar ilgilendiriyor’ demiyor. Çin’in yaptığı gibi ‘benim için meşru olan, iktidarın benimle olan ilişkisidir’ demiyor. Ülkede varsa insani dram, onlara müdahale ediyor. Çin veya ABD veya Fransa, Türkiye’nin yaptığı insani yardımlar boyutunda yardım yapsalar, ülkelerde bozulan dengeler, sarsıntılar bu yardımlarla sakinleşebilir. İç kavgalar barışa dönüşebilir. Ama siz ülke olarak oraların karışmasından menfaat elde ediyorsanız, o insani yardımlarınızı oradaki o iç dinamizmi diriltmek, yaşatmak için değil, yok etmek için kullanırsınız. Afrikalılar bu konularda ciddi çalışmalar yapıyorlar. Afrikalılar, ‘dışarıdan gelen yardımlar bizi daha çok öldürüyor. Ama Türkiye’yi bu kategoride görmedik, göremeyiz. Çünkü bizim yardımlarımızın arkasında bir siyasi istikbal yok.’ diyor. Zaten böyle bir şey olsaydı, şimdiye kadar dünya medyası bunu Türkiye aleyhine ciddi anlamda kullanırdı.”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here